Tuesday, December 26, 2006

İNGİLİZCE YDS SINAVLARI İÇİN ÖNERİLER 1 (39)



Öncelikle her soruyu sonuna kadar okumanız gerekir.

Sorular noktasına kadar okunmazsa tam anlaşılmazlar.

Seçeneklerin hepsi okunmalı. Doğru seçeneği bulduğunuz sanıp, diğerlerini okumazsanız yanılabilirsiniz.

İlk 22 soru diğer öğrencilere fark atmanıza yardımcı olacaktır. Bu sorulara dikkat edin.

Paragraflardaki boşlukları tamamlama sorularında çok dikkatli olun. Bu sorular ve aslında bu tür sınavlar, bol soru çözmek yanında yabancı dilde bol bol okuma yapanların ve çok sesli dokuman dinleyenlerin zafer kazandığı sınavlardır.

Adjective clause sorularında, nitelenen ismin tekil ya da çoğul olmasına dikkat edin.
Zamir (Pronoun) sorularında seçenekler genellikle iki parçalıdır.İkisinin de doğru olması gerekir.

Niceleyici (Quantifier) soruları dikkat ister.

Bağlaç (Conjunctions ve transition signals) sorularında anlam açısından zıtlık, paralellik önemlidir. Ayrıca, bağlacın anlamı uysa da gramer özellikleri de önemlidir.
Kuyruk sorularında (Tag Questions), cümle ve kuyruk sorusu genellikle olumlu olma açısından birbirinin tersidir. Dikkat.

Zamanlarda (Tenses) uyum çok önemlidir.

Modallarda da tense uyumuna dikkat. Onların da tense uyumu sorunu olabilir.

Cümle tamamlama (Sentence completion) sorularında önce seçenekleri okuyun. Ayrıca, İngilizce'de fiilimsilerin de tensi vardır. Söz gelimi 'Geldiğini bilmiyordum' cümlesindeki ilk kelime, ikinci kısmın tensi değişise de Türkçe'de aynı olarak kullanılabilir. 'Geldiğini anlamadım' 'Geldiğini anlamayacak' gibi... Ama İngilizce'de o da ikinci cümleye göre tense değiştirir.

Çeviri (Translation) sorularında, yaklaşık anlam aranmaz, tam çeviri aranır.

Eş anlamlı cümle(Paraphrasing) sorularında, aynı anlam aranır.

Durum (Situational) sorularında bütün metni ve soruları iyi okumak gerekir.

Diyalog tamamlama (Dialogue completion) sorularında, boşluğun altını ve üstünü iyi okumak gerekir.

Paragraf sorularında, önce seçenekleri okumayı unutmayın.Paragraf tamamlama sorularında önce seçenekleri okuyun.İlgisiz cümleyi bulma sorularında paragrafın ana fikrini anlarsanız, ilgisiz cümle hemen ortaya çıkacaktır.

Başarılar diliyorum.
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Wednesday, October 25, 2006

İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİMİN İLK YILLARINDAN ANILAR (38)


Üniversite yıllarımda İngilizce öğretimi yapan bir dersaneye hâsbelkader başvurmuştum. Sağolsunlar beni işe aldılar. İlk toplantımızda müdürümüz geldi ve bir açılış konuşması yaptı. İlk söylediği cümle şu oldu: “Siz sınıfta tanrısınız. Öğrencileriniz sizi o kadar önemli görmeliler.” Şu anda dersanenin durumu içler acısı. Öğretmenleri totem haline getirmişlerdi ama öğrenim işinde öğrencilerin payını unutmuşlardı. Bu olay bana bir fıkrayı hatırlatır: Oflu Hocaya sorarlar: “Nitche Tanrı öldü diyor hocam, buna ne diyorsunuz? Hoca şöyle cevap vermiş: “Ne deyim evlat Allah rahmet etsin” Titanik’i yapan mühendis de “bu gemiyi Tanrı bile batıramaz” demişti. Sonrasını biliyorsunuz. Ders: Branşınız ne olursa olsun, Tanrıyla yarışmayacaksınız!

Müdürümüzden sonra sözü alan tecrübeli öğretmenlerden biri de ders kitabının kasetleri göstererek, “bunları kullanmayın, zaman harcamayın” demişti. Hâlbuki o kasetlerde basitten zora doğru giden çok güzel bir hikâye vardı. Ne yazık ki o zamanki deneyimsiz hâlimizle bu kasetleri ne sınıfta kullandık ne de öğrencilere önerdik. Aslında öğrenciler o kasetleri dinleyerek İngilizceyle dost olabilirlerdi. Herhalde dersanenin zor durumda olmasının sebeplerinden biri de bu olsa gerek: Öğrencilerin ders dışında da öğrenmelerine imkân tanımamak.

“Sınıfın Tanrısı-Totemi” olmak gibi gereksiz bir tasvir, geri kalmış bir düşünceyi anlatıyor: “Öğrencinin her şeyisiniz. Siz yokken öğrenemez, siz yokken gelişemez, buna izin vermeyin. Her şey sizin kontrolünüzde olsun. Siz yokken film seyretmesin, telaffuzu gelişmesin, okumasın, sınıftan daha ileriye gitmesin. Onlara sizden daha iyi İngilizce konuşlan birinin ne kasetini dinletin ne filmini seyrettirin” gibi şeyler anlıyorum.

Elbette öğrencilerin öğretmene saygılı olması gerekir. Ama öğretmenler de insandır, her şeyi bilemezler ve öğrenciye her şeyi veremezler. Öğretmenlerin de ve kurumların da öğrencilerin öğrenme hakkına saygılı olması gerekir. “Bu kadar takıntı yapılacak bir konu mu?” diye düşünebilirsiniz. Ama bu konu göz ardı edildiği için her yerde o kadar çok emek, para ve zaman harcanıyor ki!

Bir kursu ziyaret etmiştim. Bir grup kaset gördüm. “Bu kasetleri neden kullanmıyorsunuz?” diye sordum. Cevap şuydu: “Kasetler dolapta sıcaktan bozulmuş, istedik ama kullanamadık” Kasetlere üzüldüm. Hâlbuki kursiyerler genel olarak ev kadınları ve genç bayanlardı. Mutfakta, yolda, ev işleri yaparken bu kasetleri dinleyebilirlerdi. Ne yazık ki bu şansları olmamıştı. Onlar Arapça’yı sadece hocalarından öğrenmek zorundaydılar. Bu onların kaderiydi.

Sadece yabancı dil öğrenimiyle ilgili değil, hayaller ve hedeflerle, zaman yönetimi vs. gibi konularda da öğrencilerin kaynaklara ihtiyacı vardır. Yabancı dil kurslarında bu konulara yönelik Türkçe kitaplar da olmalıdır. Öğrenci İngilizce öğrenirken Türkçe okuyup-motive olamaz mı? “Burada sadece İngilizce vardır” diye hava atmaya gerek yok. Maçta şınav çeken bir basketbolcu gördünüz mü? Ama basketbolcular antremanda şınav çekerler. Neden acaba? Çünkü bu çalışma sporcuların maçlarda gerek duydukları birçok beceriyi besler.

Sonuç olarak öğrencilerin ders dışında da öğrenme özgürlükleri vardır ve bu özgürlük engellenemez diyorum. Öğretmenlerin yabancı bir dilin gramerini yine o yabancı dilde anlatmak, ders dışı araç ve gereçleri rakip olarak görmek gibi takıntılardan kurtulmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Bilmem siz ne dersiniz?

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Saturday, September 23, 2006

İNGİLİZCE VEYA YABANCI DİL ÖĞRENMEK ZOR DEĞİLDİR, ZORLAŞTIRILMAKTADIR (37)


Ülkemizde bir yabancı dil öğrenme furyası sürüp gitmekte. Bunca araştırma ve geliştirme çalışmalarına rağmen, yabancı dil öğreniminin raydan çıkıp-anlamsızlaştığı bazı noktalar var. Bunların düzelmemesinin sebebiyse, ne yazık ki imkânların azlığı değildir. Sadece konuya bakışımızın eksikliğidir. Bu alandaki bell, başlı sorunlar şunlardır:

• Çok nadir durumlar dışında, yabancı dil öğretilen kurumlarda ve dershanelerde danışmanlık sistemi yoktur. Öğrencilerinin yaşlarına ve durumlarına göre yabancı dil öğreniminin doğasıyla ilgili olarak danışmanlık verilmemektedir. Öğrendikleri dille ilgili hedeflerinin netleşmesine ve öğrenciyle-dil arasında duygusal bağ kurulmasına yardımcı olunmamaktadır. Kuruma ya da dershaneye gelen herkesin, konuyla ilgili sorunlarını çözdüğü ve hazır geldiği varsayılmaktadır. Hâlbuki bir öğrenci sözgelimi çok iyi bir doktor olabilir, ama yabancı bir dili nasıl çalışacağını bilemeyebilir. Zorluklar karşısında yılgınlığa düşebilir ve desteğe ihtiyacı olabilir. Bu çok doğaldır. Ders dışında hangi araçları, nasıl kullanabileceğini ona göstermelidir.

• Kurumların çoğunda dil öğrenimi için kaçınılmaz olan araç ve gereç desteği ne yazık ki yoktur. Kurumun mobilyaları, sandalyeleri vs. için onca para harcanırken, bir sesli-görsel araçlar-kitaplar arşivi oluşturulmaz. Ders dışında ve ders içinde kullanılması gereken görsel-işitsel araçlar öğrenciye sunulmaz. Kendi algı sistemine uygun alternatifler bulamayan öğrenci, gramer öğrenmekte ama dili edinememektedir. “Süper” öğretmenlerin “ben her şeye yeterim tavrı” başarısızlık sürecini hızlandırmaktadır. Hâlbuki öğrenciler, arabalarında ya da evlerinde sesli yayınlar dinleyebilir, filmler seyredebilirler. Bu şekilde telaffuz, kelime haznesi ve kullanımı vs. gibi konularda gelişebilecekken, bundan mahrum olmaktadırlar. Öğrencilerin görsel ve işitsel desteğe ihtiyaçları vardır çünkü öğrendikleri dilin kullanıldığı bir ülkede yaşamıyorlar.

• Yabancı dil bilgisi derslerde verilebilir. Fakat ayrıntıların sindirilmesi zaman alır. Ders sunumunun müfredatı olabilir, ama dili edinmek zaman gerektirir. Yabancı dili edinmek o kadar da kolay değildir. Yabancı dil öğretmenleri, sadece mesleklerinin konusu olan dili bilirler. Üniversitede okuduğu dilden başka bir dil bilen İngilizce öğretmeni nadirdir. Ama öğrencilerini birçok konuyu kısa sürede öğrenmeye zorlarlar. On yılda öğrendikleri bir dili, öğrencilerin sekiz ayda öğrenmesini beklerler. Madem dil öğrenmek o kadar kolay, niçin kendileri birkaç dil bilmiyor diye sorabilirim. Bir İngilizce öğretmeninin İngilizce bilmesi marifet değildir! Zaten işi odur. Ama sözgelimi bir mimarın İngilizce öğrenmesi, sıra dışıdır, daha sıkı bir çalışma ve emek ister! Onlara dikkatle yaklaşmak gerekir.

• Yabancı dil öğretimi, genellikle ödev kağıtları ya da testlerle yapılmaktadır. Halbuki bu, fare deneylerinden çıkan bir yöntemdir. Aynı şeyi defalarca yapan birinin konuyu öğrenmesi beklenir. Yani fare deneye-yanıla peyniri bulacaktır. Öğretmenler o kadar klasik davranmaktadırlar ki, ders kitaplarının videoları-kasetleri bile kullanılmamaktadır. Hikâye kitapları okumak bile önerilmez. Yabancı bir dili matematik dersi verir gibi verip- o dilin formüllerden ibaret olduğu hissini uyandırmaktadırlar. Formüller kullanılmasına karşı değilim ama neden öğrencilere filmler-hikaye kitapları-işitsel dokumanlar önerilmez, onu bir türlü anlamam.

Elbette danışmanlık sistemleri, görsel ve işitsel araç-gereç desteğiyle öne çıkan kurumlar var. Fakat bunlar o kadar az ki! Umarım bu durum değişir. Umarım dışı süslü ve içleri lüks mobilyalarla dolu dershaneler ve dil okulları, öğrencilerin en doğal hakkı olan görsel-işitsel araçlara ve danışmanlık hizmetine de bütçe ayırırlar.

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

ÜZÜLÜYORUM YABANCI DİL VEYA İNGİLİZCE ÖĞRENENLERE: BU ŞEKİLDE İŞLERİ ÇOK ZOR (36)



Şu anda Türkçe’yi yabancı dil olarak öğrenen bir Amerikalı dostum var. Bu dostum Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde Türkçe öğreniyor. Bir öğrencim de seçkin bir üniversitede hazırlık okuyor. Ayrıca yakın bir tanıdığımda Arapça öğrenmekte. Ne yazık ki üçünün de yaşadığı sorunlar aynı ve onlarla konuştukça yabancı dil öğretimindeki durumun vehâmetini anlıyorum.

Türkçe öğrenmekte olan Amerikalı tanıdığım, bir profesör. Onunla anlattıklarından Türkçe’yle, onu öğrenen öğrenciler arasında hiçbir duygusal bağın kurulmaya çalışılmadığını anladım. Öğretmenler, genel olarak yapılan bir hataya düşüyorlar: Yetişkin insanların çok mantıklı olduğunu varsayıp-onları bilgisayar sanıyorlar. Türkçe’yi ya da Türk kültürünü anlatan, yabancılarla dil ve kültür arasında duygusal bağ kuran hiçbir çalışmaları yok. Onlara Türkçe filmler, sesli yayınlar ya da dokumanlar önermiyorlar. Ben bu dostumuza birkaç Türk filmi ve kaset-kitap verdim. Bir de Türkçe gramerini Türkçe anlatıyorlar. Bir insanın dili öğrenmesi için gramer dersleri araç olarak kullanılmamalı. Gramer, bir araçtır ama seyrettiğimiz filmleri, okuduğumuz filmleri anlamlı inputlara çevirmeye yarar. Öğrenci zaten grameri anlamıyor, neden bir de onu yabancı dilde anlatıyorsunuz.

Yine Arapça öğrenen bir tanıdığımla da konuşuyoruz. Onun hocası da herhangi bir kitap, dokuman- film ya da sesli yayın önermiyor. Aynı şekilde, onun da Arapça’yı ya da Arap kültürüyle öğrencisi arasında duygusal bağ kurma derdi yok. Onun hocası da “Aşığa Bağdat Yakındır” ilkesiyle davranıyor. Hocalarının yardımı olmadan öğrencilerin Arapçalarını ilerletmeleri neredeyse imkânsız. Çünkü ders dışında takip edilecek başka hiçbir kaynak önermiyorlar. Hâlbuki “fasih” Arapça’nın konuşulduğu bir sürü televizyon kanalı var. Bir kaç saatlik programları çekip öğrencilerin arasında dolaşmalarını sağlasanız ne olur, kıyamet mi kopar? Ben öğrenciyken mutfakta yemek yaparken ya da bulaşık yıkarken az mı kaset dinledim? Dinlediklerim, beni İngilizce’nin tadına vardıran, seminerler, tiyatro eserleri ve bunlara benzer şeylerdi.

Benim bir öğrencim de yine seçkin olduğu söylenen bir üniversitede İngilizce hazırlık okuyor. Orada da durum aynı. Öğrencilere ne okuma kitapları, ne filmler ne de sesli yayınlar tavsiye edilmiyor. Ders dışında sesli yayınlar dinlemeyen bir öğrencinin sözgelimi telaffuz nasıl gelişecek? Öğrenilen konuları beyin nasıl sindirecek? Kimin umrunda? Alıştırma kağıtları ve testler nelerine yetmiyor?

Her türlü görsel ve işitsel aracın neredeyse üstümüze yağdığı yani o kadar bol olduğu bir zamanda yabancı dil öğretmenlerinin bu tavrını anlamak güç. Öğrencilerine bir radyo kanalı bile önerseler, öğrenci öğrenmekte olduğu dilde haber programları dinlese, telaffuzundaki gelişme bir haftada fark edilir. Bir öğrencimin telaffuzu çok düzgündü. Ona “Sen, İngilizce bir şeyler dinliyorsun sanırım” dedim “Bunu nerden anladınız” diye sordu. Cevabım açıktı: “telaffuzundan anladım” Sonra bana Amerikan radyolarını dinlediğini söyledi. Şu anda ben de Fransızca çalışıyorum. Fransızlarla çat-pat konuştuğum birkaç keresinde kendi aralarında telaffuzumun güzel olduğunu söylediler. Bunun sebebi nedir biliyor musunuz? Dinlediğim Fransızca kasetler ve Fransızca yayın yapan Radyo Kanada. Yoksa sebep benim sıra dışı biri olmam değil.

Yabancı dil öğretenlere soruyorum: neden öğrencilerinize öğrendikleri dili içeren araçlar-dokumanlar-filmler önermiyorsunuz? Bunu ciddî olarak merak ediyorum. İnanın bana bütün samimîyetimle soruyorum: Yabancı dil öğretmenleri, öğrencilerine kendilerinden başka kaynaklar vermeyi sevmiyorlar mı?
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Tuesday, June 20, 2006

YABANCI DİL ÖĞRENİMİNDE BİLGİSAYAR KULLANMAK, SİHİRLİ DEĞNEK ETKİSİ MEYDANA GETİRİR (Mİ?) (35)

Bilgisayar, son moda tutkularımızdan. Sözgelimi, bir çok insan, bilgisayar kullanan çocukların çok zeki olacağını sanıyor. Bilgisayar kullanan çocuklar daha zeki olabilir. Fakat, hangi konuda daha zeki olacaklar? Zeki olacaklar ama mutlu olacaklar mı? Kendileri mutlu olsalar da etraflarındakiler mutlu olacaklar mı? Bu ve bunun gibi bir çok soru da sorulabilir. Bu soruları sadece bilgisayar kullananlar için değil her konuda sormak mümkün.

Yabancı dil öğrenirken bilgisayar kullanmak ta önerilen yöntemlerden. Fakat burada da bir ayrıma gerek duyuyorum. Hangi bilgisayarı kullanmaktan söz ediyoruz? Online olan, yani internete bağlı bir bilgisayarı kullanmaktan mı, yoksa internete bağlı olmayan bir bilgisayarı kullanmaktan mı?

Neyse biz şimdilik interneti dışarda bırakalım ve bilgisayarla yabancı dil öğreniminden söz edelim. Efendim, bilgisayarın dört duyu organına hitap ettiğini bu açıdan eğitimde daha etkili olduğu söyleniyor. Ders içi sunumlarda bu doğru olabilir. Fakat ders dışı çalışmalarda bunu sorgulamak gerekir diye düşünüyorum. Bilgisayarın dört duyu organına hitap etmesi ve bir insan için ofis anlamına gelmesi aslında büyük bir sorun olmaktadır. Yani siz bütün işlerinizin, ilgilendiğiniz alanlarla ilgili görsel, işitsel, yazılı dokumanlarınızı içeren bu ofise girip sadece İngilizce çalışmak istiyorsanız, otokontrolü çok sağlam biri olmalısınız. Günümüzde bunu yapmak özellikle zor. Neden?

Özellikle okuma alışkanlığının olmaması ve onun yerine geçen sözlü-sağlıklı bir kültürün olmaması sebebiyle de, insanların kozmik/ birikim yaşı olması gerekenden düşüktür. Yani sizin yetişkin sandığınız bir insan aslında yaşı kadar birikime sahip olmuyor. Zaman yönetimi, hedef belirleme ve disiplinli çalışma gibi alışkanlıklardan yoksun ve de yaşı küçük bir öğrenci için bu hepten zor. Bu tür bir öğrencinin ya da yetişkinin kendi odasında bilgisayarını açtığında İngilizce, Almanca; Çince ya da Arapça çalışacak bir otokontrole sahip olduğuna inanamıyorum.

Yetişkin ve hedefleri net olan birisinin bilgisayarla İngilizce öğrenmeyi başarabilmesi, özellikle gençlerin bunu yapabileceği anlamına gelmemektedir. Çalıştığım üniversitede çok gayretli ve bilgisayar-internet kurdu diyebileceğim bir arkadaşım vardı. Tamamen hedeflerine odaklanmıştı ve birkaç dili okuyup anlayabiliyordu. Onunla bilgisayarla yabancı dil konusunu masaya yatırırdık. Herkesin onun gibi hedef-odaklı olmadığını, öğrencilerin bilgisayar başına geçince İngilizce çalışmayacaklarını ona sık sık söylerdim. Okumak, dinlemek ya da film seyretmek gibi temel alışkanlıkları olmayan bir öğrencinin bilgisayar kullanarak İngilizce ya da başka bir dili öğrenmesi bana “sevimli bir fantezi” olarak gelmektedir.

Yolculuk yaparken sesli yayınlar dinlemek, oturup eğlenceli kitaplar okumak ya da güzel bir filmi sabırla seyretmek konusunda yeterince sabrı olmayan bir öğrenci düşünün: bilgisayarın başına oturacak ve onca alternatif arasında İngilizce ya da başka bir yabancı dil çalışacak! Bana inanılır gelmiyor.

Sınıf içinde ya da dışarda kontrollü olarak, gençlerin bilgisayarla yabancı dil öğrenmesi mümkün. Fakat, bilgisayar programları hala okumak, dinlemek ya da film seyretmek gibi temel etkinliklerin yerini dolduramıyor. Bunları bilgisayarla yaparız diyorsanız, o da kendinizi masaya mahkûm ettiğiniz anlamına gelir. Modern insan, zaten meşgûl. Neden otobüste, mutfakta, arabada ve buna yerlerde geçen zamanımı basit bir MP3 çalardaki dosyaları dinleyerek değerlendirmek yerine, her akşam bilgisayarıma kavuşacağım anı bekleyeyim? Akşam zamanınız varsa yine geçin bilgisayarınızın başına. Ona bir sözüm yok. Ama sözgelimi vapurda yabancı dilde yazılmış kitaplar, dergiler okumak, ya da ses dosyaları dinlemek çok karizmatik değil mi?

Bilgisayarla İngilizce çalışmak da sihirli değnek değil. O da zaman ve sabır istiyor. Hem de fazlasıyla. Onca eğlenceli dosya, film, ya da sizi bekleyen işleri reddedip bir konuya odaklanmak ta her babayiğidin harcı değildir.

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Wednesday, April 12, 2006

ÖĞRENDİĞİMİZ BİR YABANCI DİLİ DERİN DONDURUCUDA SAKLAYABILIR MIYIZ? (34)


Yabancı bir dili öğrenip sonra unutanlardan daha önce söz etmiştim sizlere. İnsanlardan sık sık duyduğum şeylerden biri de, “şu Fransızcayı bir halledeyim sonra başka işlere bakayım”dır. Bu sözler bir programdan çok bir tavrı anlatır. Bunu söyleyen kişi Fransızca’yı, Arapça’yı ya da Çince’yi öğrenip bir kenara bırakabileceğini düşünmektedir. Öğrendiği dil, derin dondurucu da ilk günkü tazeliğin kaybetmeden öylece bekleyecektir. Aslında zihinden geçen budur.

Sadece yabancı diller için değil beceri sınıfına giren her şey için geçerli bir kural vardır: bütün beceriler, düzenli olarak beslenmek ister. At binmeyi sevdiğinizi ve bu konuda oldukça becerikli olduğunuzu varsayalım. Bir ay boyunca at binmediğinizi ara verdiğinizi düşünelim. Binicilikten uzak geçen bu bir, ay size çok şey kaybettirir. Elbette sahip olduğunuz beceri bütünüyle yok olmaz, ama zayıflayacaktır.

Bir müzik aleti, sözgelimi gitar çalabildiğimizi düşünelim. Uzun zaman gitar çalmadığınızda, bu beceriniz de zayıflar. İletişim de bir beceridir. Uzun zaman yalnız kalan insanlar da iletişim zaafı görünür. Çünkü uzun süren yalnızlık döneminde bu becerileri zayıflamaktadır.

Yabancı dil öğrenen insanlar, sık sık bu hataya düşüyorlar. Sözgelimi Amerika’ya gidip iki yıl kalıyorlar. Ondan sonra Amerika’da kalmış olmaları onlarda bir güven oluşturuyor. Ülkelerine döndükten sonra bu dille ilgilenmiyorlar. Zaman içinde İngilizceleri zayıflıyor. Halbuki dil bir beceridir. Onunla ilgilenmek gerektiğini göz ardı ediyorlar. “Ben bir yıl hazırlık okudum. Artık İngilizce’ye ayırdığım süre doldu” gibi ifadeler de bu düşüncenin bir meyvesi. İnsan özgürdür, bir dili öğrenir sonra da isterse unutabilir. Fakat, onu derin dondurucuda saklayabileceğini düşünmemeli derim.

Bu açıdan ilgilendiğiniz alan her neyse onunla hergün bir parça da olsa ilgilenmelisiniz, ona zaman ayırmalısınız. Bu, gitar çalmak, kitap okumak, insanları dinlemek ya da İngilizce konuşmak olabilir. Sözgelimi, insanları dinlemeye ara verdiğinizde de onları dinlemek, onlara sabırla kulak vermek size eskisi kadar kolay gelmeyecektir. Isınma turları atmanız gerekebilir.

Bir yabancı dil konuşma ortamı bulamadığınız için başka etkinlikleri de ihmal etmeyin derim. Bu ana dilimiz için de geçerlidir. Ana dilimizle ilgilenmediğimizde de ana dil kullanımımız zayıflar. Kitap okuyun, kaset dinleyin ya da film seyredin. O dille ilgilenin. Yabancı bir dille ilgilenmek, sadece onu konuşmak anlamına gelmez. Zaten konuşma becerisi, o dilde metinler okumakla, o dilde konuşmalar dinlemekle ya da o dilde filmler seyretmekle beslenir. Temel bazı çalışmaları ihmal ederseniz, konuşma beceriniz de gelişmez. Bu da “cin olmadan çarpmaya kalkmak ifadesini” akla getirir. Hem neden hep konuşmak isteriz ki? Önce karşımızdaki insanın ne dediğini bir anlayalım. Cevaplarımız ve konuşmalarımız daha anlamlı olmaz mı? Hem konuştuğumuz insanlar da onları pratik yapmak için kullanmadığımızı, onlarla gerçekten iletişim kurmak istediğimizi hissederlerse daha iyi olmaz mı? Yabancı dilimiz ve iletişim becerilerimiz birlikte gelişmiş olmaz mı?

Ne dersiniz?

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Wednesday, April 05, 2006

YABANCI DİLLERLE YA DA HEDEFLERLE PAZARLIK EDİLİR Mİ? (33)


Hedeflerinizle pazarlık yapar mısınız? Bu pazarlıkta ne kadar başarılı olursunuz? Hedefleriyle pazarlık yapan insanlara sık sık rastlıyorum. “İngilizce’yi bir yılda öğrenirsem öğrenirim, yoksa bırakırım” gibi sözler duyuyorum. İnsanlar her konuda hedefleriyle pazarlık yapıyorlar ve yazık ki pazarlık yapmak alışverişte işe yarasa da hedefler konusunda işe yaramıyor.

Bir keresinde sokakta yürüyordum ve arkadaşıyla sohbet eden bir gençten şu ifadeyi duydum: “Bir yıl hazırlık okudum yetmez mi? Artık İngilizce öğrenmek için uğraşamam!” Ne kadar ilginç bir ifade! Bir insan İngilizce’yi ister öğrenir ister öğrenmez kendi sorunudur. İngilizce öğrenmediği zaman kimse yas tutmayacak ya da kimse onu ikna etmeye çalışmayacak. Ne İngiltere başbakanından ne de Amerikan başkanından ona ikna mektupları gelmeyecek. İnsanlar, İngilizce’yi ya da başka bir dili kendileri için öğrendiklerini ya da hedeflerine kendileri için ulaşmaları gerektiğini farkına varmıyorlar.Ben hayatımı geliştirmek, kendimle ve sevdiğim önemsediğim değerlerle/ insanlarla ilgili hedeflerime ulaşmak için kitap okur ya da yabancı dil öğrenirim. Bunların gerekli olduğuna inanıyorsam, yola koyulmam gerekir. Yabancı bir dili öğrenmem gerekiyorsa ve bunun için sözgelimi üç yıl harcamam gerekiyorsa harcarım. Çünkü hedefe ulaşma sürecim üç yıldır ve ben bu bedeli ödemek zorundayım. Başkasının iki yılda öğrenebilmesini gurur mevzu yapmam. Üç yıl sonra hedeflediğim yabancı dili öğrendiğimde, bir sürü insandan farklı olacağımı bilirim.

Bir öğrencim iki yıl üniversiteye hazırlandığı halde istediği bölümü kazanamadı ve yeniden üniversiteye hazırlanmaktan vazgeçti. Hemen onunla oturup konuştum ve hatırlı insanların da onunla konuşmasını sağladım. Birinci yıl konuyu ciddiye almamıştı. İkinci yıl çok çalışmıştı, ama bu çalışması yetmemişti. Artık üçüncü yılda kazanacağından emindik. Üniversiteyi bitirdiği zaman kimse ona üniversite sınavına kaç kez girdiğini sormayacaktı ama gururu kırılmıştı, kötü hissediyordu. Başkalarıyla yarışmaması gerektiğini, elinden geleni yaptığını belirttik. Başkalarının birinci ya da ikinci yılda üniversite kazanmasının onu küçültmeyeceğini anlattık. Sonra ikna oldu ve yeniden denedi. Şu anda öğretmenlik hayatının yedinci yılında ve işini çok seviyor. Eğer yeniden denemeseydi, hedefiyle pazarlık etseydi ne olacaktı? Dünyanın sonu gelmeyecekti ama çok sevdiği öğretmenlik mesleğini icra edemeyecekti.

Bu açıdan, kendi koyduğu hedeflerle pazarlık edenleri anlayamıyorum. Kiminle pazarlık ediyoruz? Karşımızda indirim yapma ihtimali olan bir satıcı yok ki! Ben iletişim konusunda iyi olmak için, sözgelimi beş yüz seçkin kitabı okumak ya da binlerce insanla iletişime geçmek zorundaysam, bu işin tabiatı buysa, bu konuda nasıl pazarlık yapabilirim? Bu rakamları nasıl azaltabilirim? Bu mümkün mü? Ekmeğin pişmesi için belli bir ısı ve belli bir süreç gerekiyorsa, elden ne gelir?

Süreden ve ısıdan kıstığım zaman, insanlara "pişmemiş ekmek yedirme" tehlikesiyle karşılaşmaz mıyım? Yeterince pişmeksizin büyük makamlara, büyük gelirlere kavuşmak isteyenlerin gittikçe arttığı bir ortamdayız. Bu "acelecilerin" tavırları, sohbetleri ya da ilişkileri, pişmemiş ekmek gibi. Bu insanlar, çevrelerindeki insanlarda “arızalar” meydana getiriyorlar.

Ben pişmek isterim. Bu yolda insanı bekleyen, bazen gözyaşı, bazen düşünce nöbetleri, bazen mutluluk anlarıdır. “Olsun, insanın da pişmişi, olmuşu güzel” derim başka şey demem.
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, March 26, 2006

GRAMER NEDİR? YENİR Mİ, İÇİLİR Mİ? (32)

Yabancı dil öğrenmekte olan insanlardan çok sık duyduğum ifadelerden biri de “gramerim fena sayılmaz ama ne okuyabiliyor ne de konuşabiliyorum” ifadesidir. İnsanlar, gramerleri iyi olduğu halde İngilizce, Fransızca, Arapça ya da başka bir dili konuşamadıklarından yakınırlar. Aslında bu haksız bir yakınmadır. Çünkü hiçbir dil gramerden ibaret değildir ve ana dilimizi konuşabilmemiz bile sadece gramer bilmemizle ilgili değildir.

Öğrencilerime her zaman gramer öğrenmelerini öneririm. Gramer öğrenmek, sadece dili değil, aynı zamanda mantığı da geliştirir. Eski çağlarda, mantığı kuvvetlendirdiği için gramer derslerine ayrı bir önem verilmiştir. Fakat dil öğrenimine gelince, gramerin yeri tam olarak belirlenmelidir.

Gramer, dilin iskeletidir, fakat bildiğiniz gibi bedende kan damarları, doku v.s gibi başka şeyler de vardır. Gramer, dilin ayakta durmasını sağlar. İskeletsiz bir beden, hastadır ama bir beden de sadece iskeletten ibaret değildir.

Gramer, öğrenmekte olduğumuz dili sınıflandırmamıza onu çözmemize yarar. Başka bir deyişle, okuma, film seyretme ya da sesli dokumanlar dinleme sürecimizde bir anahtar görevi görür. Gramer, aldığımız inputları/ dil girdilerini anlamdırarak çözmemize ve o dil parçacıklarını edinmemize yardımcı olur.

Fakat ne yazık ki, yani o dili konuşulduğu ülke dışında öğrenen çoğu öğrenci, film seyretmedikleri, sesli yayınlar takip etmedikleri ve o dilde seviyelerine göre okumalar yapmadıkları için gramer de bir işe yaramaz. Gramer sınavlarından geçerler, ama ne yazık ki o dili anlayamazlar, konuşamazlar ya da yazamazlar.

Yabancı dil öğrenmekte olanlar genellikle bir dili konuşmanın, önce bol bol dinlemekten, yazmanın da önce bol bol okumaktan geçtiğini farkına varmazlar. Gramer, dinlediğini ve okuduğunu anlayabilmenin, okuma ve yazma becerilerinin "annesi" değil "yardımcı anahtarıdır. Ana dilde bile yazma becerisi gelişmiş insanlar, çok okuyan ve yazma alıştırmaları yapan kişilerdir. Sözgelimi, Türkçe bilen herkesin, Türkçe kompozisyonlarının iyi olması gerektiğini söyleyemiyoruz. O zaman bütün Türkçe öğretmenlerinin çok iyi birer yazar da olmaları gerekirdi. Ama mutlaka öyle olmadıklarını söylemeye gerek yok.

Bu açıdan, yabancı dil öğrenmekte olan öğrencilerin konuyla ilgili kaynakları kullanmaya çalışmaları gerekir. Sözgelimi o dilde yayınlar dinlemeden dinleme becerimiz nasıl artabilir ki? Öğrenmekte olduğunuz dilde metinler okumadan okuma becerimiz nasıl gelişebilir ki?

Sözgelimi öğrendiği dilde sesli yayınlar dinlemeyen bir öğrencinin, “gramerim iyi ama dinlediğimi anlayamıyorum” demesi bana traji-komik geliyor. Gramerle, “hayatın sırrını” keşfetmeyi bekler gibi bir halimiz var. Bir insanın konuşmalarında aksan, kelime, deyimler, o kişin kendi tarzı v.s. gibi unsurlar vardır. Bunlar hep deneyimle anlaşılır şeylerdir. Zavallı gramer bilgisi, size bunları vermekle yükümlü değildir ve veremez de

Yabancı dilde ortaya çıkan dinlediğini anlama, okuyabilme, konuşabilme ve yazma becerileri, gramer bilginizin "çocukları" değil, aslında "torunlarıdırlar". Bu becerilerin anne ve babası, dinlediğiniz sesli dokumanlar, okuduğunuz kitaplar, metinler ve seyrettiğiniz filmler gibi araçlardır. Gramer, bu araçları çözümleyebilmemiz ve (doğrudan değil), dolayısıyla, dili öğrenebilmemiz konusunda yardımcı olur.

Ne yazık ki, bu durumdan yabancı dil öğretmenleri sorumludur. Çevremdeki insanlara, yabancı dil öğretmenlerinin onlara ne tavsiye ettiklerini özellikle soruyorum. Her türlü görsel ve işitsel aracın ve kaynağın etrafta uçuştuğu böyle bir zamanda öğretmenler, öğrencilerine bunları kullanmayı önermiyorlar.

Ben de grameri seviyorum, öğreniyorum da. Ama her şeyi de ondan beklemek haksızlık olmaz mı?


-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------