Thursday, June 26, 2008

YABANCI DİL ÖĞRENİMİNDE GENEL KÜLTÜRÜNÜZÜN GENİŞ OLMASININ ÖNEMİ (64)



Çok basit ve günlük bazı ihtiyaçlarınızı gidermek için bir yabancı dil mesela İngilizce öğrenmek istiyorsanız, bir İngilizce kılavuzu alıp, içinde yer alan cümleleri ezberlemeniz ve daha sonra kullanarak edinmeniz-pekiştirmeniz yeterli olur. Fakat daha büyük bir vizyonun bir parçası olarak yabancı bir dili öğreniyorsanız, genel kültürünüzü de geliştirmeniz gerekir. Yıllardır insanların yabancı dil öğrenmelerine yardımcı olan birisi olarak fark ettiğim en önemli şeylerden birisi de budur.

Çünkü ileri dil, ileri fikir dünyası olanlar için gereklidir. Sözgelimi çocuklar için “ileri İngilizce” ders kitapları yoktur. Çünkü çocuklar ileri seviyede duyarlı olsalar da, duygularını fikirlere dönüştürmüş değillerdir ve söze dökme gereği de duymazlar. Duygularını anlatmak daha çok beden dillerini kullanırlar. Dolayısıyla zaten ana dillerinde de çok kompleks konuşmadıklarından, yabancı bir dili de kompleks bir şekilde kullanmalarına gerek olmaz. Bu sebeple çocuklar için yazılmış olan herhangi bir “ileri İngilizce” kitabı yoktur.

Aynı durumu yetişkinler de yaşarlar. İngilizce öğrenmek konusunda bana danışan yetişkinlerin çoğu, ileri düzeyde İngilizce öğrenmek istediklerini belirtiyorlar. Fakat fikir dünyalarını “şöyle bir” yokladığımda, bir çok yetişkinin ana dillerinde çok karmaşık ve çeşitli konularda metinler okumadıklarını veya bu tür konularla ilgilenmediklerini anlıyorum. İleri düzeyde İngilizce öğrenmek istiyorlarsa, onlara genel kültürlerini de geliştirmelerini ve anadillerinde de okumalar yapmalarını da öneriyorum. Çünkü anlatacak ayrıntılı ve kompleks şeyleriniz yoksa, yabancı bir dili ileri düzeyde öğrenmenize de gerek yoktur. Zaten ileri düzeyde bir yabancı dil öğrenemezsiniz veya dili bir zarf olarak düşünürseniz, bu zarfın içine koyup karşınızdaki kişiye sunacak bir şeyiniz yoktur.

Bir de kişinin konuşma ve yazma seviyesinin, her zaman okuduğunu ve dinlediğini anlama düzeyinden daha aşağıda kaldığını hesaba katarsak şu ortaya çıkar: Dil ve kültür birikiminiz çok olmalı ki, oradan sızan üretim de hatırı sayılır olsun.

İngilizce öğrenirken en çok zorlanan öğrenci gruplarından birisi, genel kültürü zayıf olan öğrencilerdir. Çünkü sorun sadece dil değildir, metinlerin içerdiği konuları anlamakta güçlük çekerler. Daha net bir şekilde anlatmak gerekirse, bir okuma parçasının “Feminizm” kavramı etrafında yazıldığını var sayalım. Bu konuya az-çok vakıf olan birisi sözlük ve kısa açıklamalar yardımıyla bu metni anlayabilir. Ama konuya vakıf olmayan birisine bütün kelimeleri verseniz de metni anlayamayabiliyor. Çünkü aslında metnin içeriği olan konu hakkında fikri yoktur. Fakat öğrenci, genel kültürünün azlığının farkında olmaz, o, sorunun sadece İngilizcesinin yeterli olmaması sanır.

Genel kültürün geniş olması özellikle KPDS, YDS, TOEFL ve benzeri sınavlara hazırlanan kişiler için özellikle çok önemlidir. Bu tür sınavlarda, katılımcıların genel kültür düzeyleri ölçülmemektedir. Ama her sorunun ve özellikle okuma-reading sorularının bir konusu vardır. Dolayısıyla genel kültürü geniş olan kişiler, bu konulara önceden de aşina olduklarının farkına varırlar. Bu durum da metni daha iyi kavramaları konusunda inanılmaz bir oranda yardımcı olur. Fakat şu çok önemlidir: Metinle ilgil soruları genel kültürlerine göre değil metne göre cevaplamaları gerekir.

Dolayısıyla ben sözgelimi üniversitede okuma-reading dersleri verirken, öğrencilerle önce metnin içeriği hakkında fikir alış-verişi yapardım. Metnin içeriği ve ana fikri konusunda fikri edinen öğrenciler, dil öğelerini evde sözlük ve gramer yardımıyla çözebiliyorlardı. Ayrıca öğrencilerime anadillerinde de bol bol okumalarını, gazete ve dergileri incelemelerini önerirdim. Hazırlık okulunda ilk kurlardaki öğrencilere Türkçe gazeteler, dergiler veya kitaplardan okuma ödevleri verirdim. Çünkü genellikle öğrencilerin okuma alışkanlıkları zayıf olmaktaydı ve yılın başında sahip oldukları İngilizce düzeyi de gazete, dergi veya kitap okumaya yetmiyordu. Bazı öğretmenler, öğrencilerin sadece İngilizce ile ilgilenmeleri gerektiğini söylediklerinde cevabım şu olmuştu: “Bu öğrencilerin sadece İngilizce ile ilgilenmediklerini ve her gün Türkçe ama oldukça basit olan dizileri veya programları seyrettiklerini biliyoruz. Bunun yerine anadillilerinde seviyeli ve nitelikli şeyler okuyup dinlemeleri yabancı dil öğretmenlerinin işini kolaylaştırır. Çünkü bazı alışkanlıkları anadilde ediniriz.”

Özellikle hazırlık okulları, üniversitelerin portali yani giriş kapısıdırlar. Burada öğrencilere sadece yabancı bir dili öğretmek değil, başka bir sürü alışkanlığı kazandırmak zorundasınızdır. Genel kültürlerini genişletmeleri konusunda onlara yardımcı olmak, okuma alışkanlığı kazandırmak ve öğretmenden başka kaynakları da kullanma alışkanlığı vermek gibi şeyler de hazırlık okulunun görevleri arasındadır.
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Tuesday, June 24, 2008

STING, YABANCI BİR DİL-İNGİLİZCE ÖĞRETMEK VE TELİF GELİRLERİ (63)


Bir keresinde gazetede ünlü müzisyen Sting’le ilgi bir haber okumuştum. Habere göre, sanatçı dakikada 86 TL te’lif ücreti alıyormuş. Çünkü bestelediği veya söylediği şarkılar, radyolarda,
televizyonlarda veya benzeri yerlerde yayınlandıkça ortaya çıkan te'lif hakkı ona bunu sağlamaktaymış. Bir örnekle anlatmak gerekirse, Sting bir arkadaşıyla telefonda 10 dakika konuşsa, o sürecin sonunda 860 TL kazanmış (hakediş) oluyormuş.

Halbuki aynı durum bundan 150 yıl önceki sanatçılar için geçerli değildi. Sözgelimi, Dede Efendi veya Mozart’ı dinlemenin tek yolu vardı. O da bizzat onların yanına gitmekti. O dönemde sanatçılar için de tek gelir kaynağı, yine bizzat konser vermekti. Sting gibi te’lif ücreti alamıyorlardı, eğer bizzat zaman harcayıp konser verirlerse, herhangi bir ücret alabilmeleri söz konusu olmaktaydı.

Matbaanın kullanıldığı dönemlerde, eğer te’lif hakkı anlayışı var idiyse, yazarlar veya yazıya dökülen eserlerin sahipleri için te’lif geliri almak mümkündü. Ama ne yazıkki bu, müzisyenler için geçerli değildi. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi, CD, kaset, radyo, TV veya gramafon gibi araçlar olmadığı için sanatçılar kendi eserlerini bizzat kendileri seslendirmek zorundaydılar.

Peki Sting’in aldığı te’lif gelirlerinin İngilizce öğretimiyle ilgisi nedir? İlgisi şudur: Bir İngilizce öğretmeni Sting’i model alabilir. Yani öğrencilerini doğru kaynaklarla tanıştırarak, onların günlük hayatları içinde İngilizce öğrenmeye devam edebilmelerini sağlayabilir.

Günümüz şartlarında İngilizce öğrenmek konusunda kaynak sorunu yoktur. Ama öğretmenin hangi kaynakların öğrenciye uygun olduğunu belirlemesi ve bu konuda öğrenciyi yönlendirmesi gerekir. Bu konuda koordinasyon sağlandıktan sonra, öğrenci artık her yerde İngilizce öğrenmeye devam edebilir. Başka bir şekilde anlatırsak, bir İngilizce öğretmeni evinde arkadaşlarıyla sohbet ederken, öğrencileri evlerinde, ulaşım araçlarında, ofislerinde veya buna benzer sınıf veya dersane dışı ortamlarda İngilizce öğrenmeye veya İngilizcelerini geliştirmeye devam edebilirler.

İngilizce öğrenmek de, sürekli çalışmaların sonucunda ulaşılan bir hedef olduğuna göre, bir öğrencinin sürekli olarak öğrenebilmesini sağlamak en iyi şey olacaktır.

Öğrencilerin sadece öğretmenle birlikte öğrenebildikleri, ama ondan ayrıldıklarında öğrenme sürecine ara verdikleri bir eğitim tarzı çok eksik bir sistemdir ve insanları hayal kırıklığına uğratır. Fakat ne yazık ki bir yandan da çok yaygın bir tarzdır.

Dolayısıyla Sting’le ilgili örneğimdeki gibi, öğrencilerimin benimle birlikte olmadıkları zamanlarda da öğrenmeye devam etmelerini isterim ve teşvik ederim. Benim işim, insanların hayatları boyunca benden ders almalarını sağlamak değil, onların en kısa ve sağlıklı yoldan hedeflerine ulaşmalarını sağlamaktır. Elbette İngilizce öğrenmek isteyenlerin benden veya çalıştığım kurumdan eğitim almalarını isterim. Ama öğrencilerin hızlı ve verimli bir şekilde İngilizce öğrenmeleri esastır. Çünkü bu durumda zaten beni veya çalıştığım kurumu dostlarına tavsiye edeceklerdir. İşin te’lif kısmıysa, onların hedeflerine ulaşma sürecini kısaltmaları konusundaki katkımdan dolayı, mutlu olmaları ve bunu benimle paylaşmalarıdır.

Dolayısıyla ofisimde çalışırken, telefonla veya internet ortamında bir öğrenciyle konuşma şansım olursa ve bana o anda İngilizce bir film seyretmekte, bir kitap okumakta veya bir ses dosyası dinlemekte olduğunu söylediğinde çok mutlu oluyorum. Onlar böyle yapınca benim yüküm hafifliyor mu? Hem evet, hem hayır? Yüküm hafifliyor, çünkü daha hızlı öğreniyorlar, sınıfta anlattığım şeyleri daha kolay kavrıyorlar. Bir yandan da yüküm ağırlaşıyor. Çünkü bana yeni sorularla geliyorlar ve hem onların sorularını cevaplayabilmek hem de onlara önerebileceğim yeni kaynaklar bulmak için benim de daha çok çalışmam ve araştırma yapmam gerekiyor.

Yine de ben bu şekilde öğretmenlik yapmayı seviyorum.
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Thursday, June 19, 2008

VİZYON VE MİSYONUZ NETLEŞMEDİKÇE HAYATIMIZ-GÜNÜMÜZ NETLEŞMEYECEKTİR (62)


Mesleğimin getirdiği bir durum olarak, bir çok kişi bana İngilizce öğrenmekle ilgili sorular sorarlar. Bu sorulara sorularla cevap verdiğim için, gelen cevapların zamanla bana öğrettikleri bir şey de, yabancı dil öğrenmenin de, aslında hayattaki her şey gibi, kişinin vizyon ve misyonuyla ilgisi olduğudur. Hayatıyla ve geleceğiyle ilgili olarak vizyonu net olmayan kişiler, İngilizce öğrenmekte de zorlanmaktadırlar.

Sadece İngilizce konusunda değil, herhangi bir konudaki kafa karışıklığında vizyonun net olmayışı en büyük etkendir. Geleceğe dair vizyonu net olmayan kişilerin, telefon söyleşilerinde, internette veya farklı yerlerde çok zaman harcadıklarını ama bir türlü bir yere varamadıklarını veya mutlu olmadıklarını görüyorum. Çünkü ne için çalıştıklarını bilmiyorlar.

Vizyon dediğimiz şey, geleceğe dair zihninizde taşıdığınız film veya görüntü anlamına gelir. Bu vizyonda, yani gelecekle ilgili bu filmde-resimde siz yer almıyor olabilirsiniz. Sözgelimi bir öğretmen olarak ben, öğrencilerimin veya benimle bir şekilde tanışmış olan kişilerin yabancı dil öğrenmeyi önemser hâle gelmelerini ve şu veya bu şekilde bir yabancı dili ve özellikle İngilizceyi öğrenmelerini isterim. Bu benim vizyonumdur. Ama ben, bu vizyon içinde olmayabilirim. Yani öğrencilerimle yolumuz bir şekilde ayrıldıktan sonra benim tavsiyelerime uyup verimli çalışmalar yapabilirler, İngilizcelerini iyi bir seviyeye getirebilirler ve benim bundan haberim bile olmayabilir. Yine de, bu durum, yine de benim vizyonumun gerçekleşmiş olduğu anlamına gelir.

Tarihimizden bir örnek vermek gerekirse, Çanakkale’de “yedi düvele” karşı savaşan askerlerimizin vizyonu Ülkenin bağımsızlığıydı. Ama bu askerlerin çoğu, sonradan gerçeğe dönüşen bu vizyonun içinde olamadılar. Çünkü cephede şehit oldular. Yine de ülkelerinin bağımsızlığı onların en net ve öz vizyonlarıydı ve gerçekleşmişti.

Bundan farklı olarak, vizyonunuz, sizin içinde bulunduğunuz, bir parçası olduğunuz veya başrolde oynadığınız bir film de olabilir. Mesela ailenizle daha rahat bir hayat sürmek, çocuklarınızın daha iyi şartlarda yaşaması ve sizin de buna keyifle tanık etmeniz, sizin ailenizle ilgili vizyonunuz, yani gelecekte gerçekleşmesini istediğiniz film olabilir. İçinde sizin de olduğunuz bir vizyon sahibi olmak da, sizin hakkınızdır. Kimse bir şey diyemez.

Bazı kişiler, vizyonları için çalışan kişileri “bencil” bulabilirler. Aslında bencilce olan şey bir vizyon sahibi olmak ve onun için çalışmak değil, başka kişilerin vizyonlarını, hayatlarını göz ardı ederek veya başkalarına haksızlık yapma pahasına kendi vizyonumuzu gerçekleştirmeye çalışmaktır.

Misyonsa, hayalinizdeki vizyonun gerçekleşmesi için seçtiğiniz yol veya her gün yapmanız gerektiğine karar verdiğiniz şeylerdir. Gelecekteki hayaliniz net bir şekilde biliyorsanız, misyonunuzu netleştirmeniz kolaydır. Mesela toplam kaliteye hizmet etmek istiyorsunuz ve bunu da benim gibi insanlara yabancı dil ve iletişim becerileri konusunda yardımcı olarak yapıyorsunuz veya yapmaya çalışıyorsunuz.

İşte bu noktadan sonra işler biraz kolaylaşır. Artık yapacağınız telefon görüşmelerinin, internet sohbetlerinin veya diğer etkinliklerin neye göre şekilleneceği belli olur. Bir yandan da farklı bir sıkıntı başlar. Çünkü vizyon ve misyonunuz, hayatınızda bir tasfiye-ayıklama gerektirir. Artık vizyon ve misyonunuza hizmet etmeyen şeyler yapmak istemezsiniz veya bunlara zaman harcadığınızda rahatsız olursunuz. Bu durumda, hayat içindeki ana etkinliklerinizi, arkadaşlıklarınızı, hobilerinizi ve diğer şeyleri vizyon ve misyonunuza hizmet edecek şekilde düzenlersiniz. Bu da değişim demektir ve her değişim sancılıdır.

Bu sancıya rağmen, vizyon ve misyonunuzu belirledikten sonraki zamanlarda, bir yere doğru gittiğinizi hissedersiniz ve duyumsarsınız. Gün geçtikçe, net sonuçlar almaya başlarsınız. Sözgelimi benim toplam kaliteye hizmet konusunda seçtiğim yöntemlerden birisi de yazmaktır. Yazmayı yavaşlattığım dönemler olmuştur. Ama tekrar başladım ve devam etim. Arkasından Bu yazılar internette içeriği zengin blogları ve daha sonra da bir kitabı meydana getirdiler. Her şeye değil birkaç şeye odaklanmanın ve devam etmenin ödülünü almış oldum.

Tercüme etmiş olduğum, vizyon ve misyonunuzu belirlemenize yardımcı olabilecek bir kitabın linkini aşağıda vermiş bulunuyorum. Bu kitapta size “paketlenmiş” bir vizyon ve misyon verilmemekte, doğru soruları sorarak bu iki şeyi tespit edebileceğiniz anlatılmaktadır.

Bu konuda biraz çaba göstermeniz gerekiyor, ama net bir vizyonun size getireceği net ve tatmin edici sonuçlar buna değecektir.


-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, June 15, 2008

İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK KONUSUNDA SİZE BİR “İYİ”, BİR DE “KÖTÜ” HABERİM VAR! (61)



İngilizce veya başka bir yabancı dil öğrenmek istiyorsanız, size bir “iyi”, bir de “kötü” haberim var.

Size “kötü” gelebilecek olan haberimiz şu: Yabancı bir dili öğrenmek için de çalışmanız; bu konuya zaman ayırmanız gerekmektedir. Acı (!)gerçek şu ki, size heyecan ve keyif veren bir çok etkinlik varken, onlara kısa bir süre ara verip, İngilizce ile ilgilenmeniz kaçınılmaz bir etkinlik. Sosyal hayatı ve iş hayatı çok hareketli ve renkli olan bir öğrencime dediğim gibi: “Onca eğlenceli veya para kazandıran etkinliği kısa bir süre için de olsa bir yana itmek ve yabancı bir dili öğrenmek üzere kenara çekilmek ve çalışmak sana çok ilginç ve çekici gelmeyebilir. Ama yabancı dil öğrenme sürecinin kendisiyle birlikte ve sonunda gelen şeyler bence herkes için çekicidirler veya herkes, bu süreçte kendisi için yeterince çekici olan en az bir şey bulabilir.”

İkinci ve “iyi” haberim de şu: Yabancı dil öğrenme süreci, oldukça keyifli bir hobiyle meşgul olmak kadar eğlenceli olabilir. Çünkü yabancı dil öğrenimi, sözgelimi sözgelimi matematik öğrenimi gibi değildir. Bence matematik, oldukça “kıskanç” ve odaklanma isteyen bir bilim dalıdır. Ve matematikte ne kadar iyiyseniz, sosyal hayattan da o kadar “kopuk” olursunuz derler. Matematik çalışırken, sadece matematiğiniz gelişir. Tabi ki bu da az şey değildir. Çünkü matematik düşünebilmenin de bir sürü yan etkisi ve yararı vardır. Hem kişinin amacı da zaten budur.

Fakat bir filmi seyrederken, bir hikâyeyi, romanı okurken veya bir şarkıyı dinlerken, matematik çalışamazsınız, ama bunları yaparken, bir yandan da İngilizce öğreniyor olmanız mümkündür. Daha farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse, günlük hayatta zaten yapmakta olduğunuz bir çok şeyi yeniden ele alıp-çerçeveleyerek, aslında hayatınızda büyük bir değişiklik de yapmadan, bir yandan İngilizce öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Sözgelimi, diyelim ki zaten yabancı şarkıları dinlemeyi seviyorsunuz. İngilizce öğrenmeye başladığınızda, artık şarkıları daha bir dikkatle dinleyebilir, internetten şarkı sözleri indirebilir ve hem müzik dinleyip hem de İngilizce öğrenebilirsiniz.

Mesela bir çoğumuz filmler seyretmeyi severiz. Yapacağınız şey, sevdiğiniz filmleri İngilizce dublaj ve Türkçe alt yazıyla seyretmektir. (Bir süre sonra her ikisi de İngilizce olabilir.) Bu durumda “bir taşla iki kuş” vurmuş bulunacaksınız. Böylece, İngilizce’ye müstakil olarak ayırmak zorunda olduğunuz zaman o kadar çok olmak zorunda kalmayacaktır.

Sözgelimi fıkra, makale veya kısa yazılar okumayı seviyorsunuz, bu durumda sözü geçen bu şeyleri İngilizce olarak okuyabilirsiniz.

Diyelim ki video seyretmeyi seviyorsunuz. İngilizce konuşulan veya İngilizce altyazılı olan videolar seyredebilirsiniz. Hatta bu videoları belirli bir konuda seçerek, hem belli bir konuda uzmanlaşmamız, hem de İngilizcenizi geliştirmeniz mümkün.

Mesela ben radyo dinlemeyi severim. Bir yandan da Fransızca öğreniyorum. Peki sizce radyo dinleme keyfini bu amacımla nasıl birleştirdim? Geceleri çalışırken, Paris’ten canlı yayın yapan bir radyoyu dinliyorum. Paris’te bulunma şansını yaşamış olduğum için de, hem o günleri hatırlıyorum, hem de yeniden radyo programları yapmayı planladığım için dinlediğim programlardan yeni fikirler edinme şansım oluyor. Bir yandan da Fransızca öğrenmiş oluyorum!

Dolayısıyla “İngilizce çalışmak için zaman lazım” diyen kişiler biraz haksızlık yapıyorlar. Aslında daha önce yaptıkları şeyleri, yeniden organize ederek, ekstra bir zaman harcamadan da İngilizce öğrenebilirler. Tabi ki bir kursa gitmek, ders almak veya klasik anlamda masaya oturup bazı çalışmalar yapmak gerekiyor. Ama İngilizce öğrenmek için sürekli olarak masaya oturup, sadece klasik bir şekilde ders çalışmanız gerekmiyor. Otobüslerde ses dosyaları dinleyebilirsiniz. Evet bilgisayarda da İngilizce çalışabilirsiniz. Ama kent yaşamında yolda, mutfakta veya bekleme salonlarında geçen zamanlarınızı bir hesap ederseniz, İngilizce ses dosyaları dinlemenin size nasıl zaman kazandıracağını sizler de hesap edebilirsiniz. Vapurda veya oturarak seyahat etme şansı yakaladığınız diğer araçlarda İngilizce ders kitapları veya hikâye kitapları da okuyabilirsiniz. Sözgelimi birlikte İngilizce çalıştığımız bir avukat hanım, kent içinde çokça seyahat ettiği için vapurlarda İngilizce çalışıyor.

Tekrar etmek gerekirse, İngilizce veya yabancı bir dili çalışmak, sözgelimi matematik gibi başka bir branşı çalışmaktan farklıdır. Eskiden beri yapa geldiğiniz bazı etkinliklerinizi İngilizce ile birleştirerek, bir taşla bir sürü kuş vurabilirsiniz.

Ne dersiniz?
-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Sunday, June 08, 2008

YABANCI BİR DİL ÖĞRENMEYE BAŞLARKEN VEYA DEVAM EDERKEN (60)


Bir sınıf öğrenciyle olsun veya tek bir öğrenciyle olsun, İngilizce çalışmaya başladığımda, onların konuya olan bakış açılarını yenilemekte yarar görüyorum. Çünkü bir konuya bakış açımız net ve sağlıklı değilse, daha sonra konuyla ilgili olarak aldığımız bilgiler, bizde vukufiyete-uzmanlığa dönüşmezler veya bu vukufiyete ulaşmak için gereğinden fazla sıkıntı çekeriz.

Düşünce tarzımızdaki eksiklikler veya yanlışlıklar, konuyla ilgili eylemlerimizi verimsiz kılabilirler veya onları boşa çıkarabilirler. Bu açıdan, İngilizce veya başka bir yabancı dili öğrenmeye başlayan veya hali hazırda öğrenmekte olan kişilerin aşağıda verdiğim konular üzerinde düşünmelerini yararlı buluyorum.

1. Herkes İngilizce veya bir yabancı dili öğrenebilir: Sözgelimi “Herkes şair olabilir ve şiir yazabilir” ifadesi gerçeği içermez. İnsanlar şair ruhlu olabilirler, ama şiir yazmak, yani şair olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bununla birlikte herkes bir yabancı dili öğrenebilir. Fakat, kişilerin yabancı dil konusunda aldıkları sonuçları farklı kılan bazı etkenler vardır; anadilleriyle olan bağlarının kalitesi, öğrenmeye ayırdığı zamanın miktarı vs gibi şeyler, alınan sonuçların kişiden kişiye değişmesine sebep olurlar.

2. Öğrenmek istediğiniz dille ilgili net hedefleriniz olmalıdır: "İngilizce öğrenmek istiyorum, çünkü yabancı yayınları okuyabilmek istiyorum" veya "İngilizce öğrenmek istiyorum, çünkü yabancılarla sosyal konularda yazılı veya sözlü iletişim kurabilmek istiyorum" gibi belli hedeflerle yola çıkmalısınız. Koyduğunuz bu hedeflerin hayatınızda yer alan vizyonunuz, misyonunuz ve değerlerinizle ilgisi olmalıdır. Bu da, sözü geçen 3 şeyin, yani vizyon-misyon ve değerlerin- netleşmiş olması gerektiği anlamına gelir. Ayrıca belirli tarihlerde belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamanız da size büyük bir yarar sağlar. Bu hedeflerin belirlenmesinde gerçekçi olabilmek için bir eğitimciyle görüşmenizi öneririm.

3. Öğrenmek istediğiniz yabancı dille ilgili olan ve sizin de kendinizi içinde gördüğünüz bir vizyon-film zihninizde yer almalıdır: Kendinizi göremediğiniz veya görmediğiniz bir yere ulaşmanız genellikle mümkün olmaz. Başkası da sizi oraya götüremez. Sözünü ettiğimiz şey sadece, “Ingilizce öğrenmek istiyorum, çünkü …” diye başlayan bir ifade değil, zihninizde yer alan bu ifadeye ek olarak zihninizde gerçekten oynayan bir filmin var olmasıdır.

4. Yabancı dil öğrenen birisi pozitif-olumlu tavra sahip olmalıdır: Dili sürekli olarak "bu nasıl bir dil?", "anlamıyorum" veya "çok karışık" gibi ifadelerle ve eleştirel anlamda sorgulamak yararsızdır. Öğrendiğiniz şeyler karşısında sevinç duymalı, anlayamadığınız şeylerle strese girmemelisiniz. Strese girseniz de, bu süreç uzun sürmemelidir.Yabancı dil öğrenirken, neşeli, olumlu ve nazik olmalısınız. Sürekli eleştirdiğiniz bir kişiyle uzun bir yolculuk yapamayacağınız gibi, sürekli olarak eleştirdiğiniz veya "yabancıladığınız" bir dil de size yol arkadaşı olmaz.


5. Anadilin kıskanç oluşuna dair bir farkındalık taşınması önemlidir: Yabancı bir dili anadilinizden daha iyi okuyamaz, konuşamaz, anlayamaz ve yazamazsınız: Dolayısıyla yabancı dilde çok iyi bir yere gelmek istiyorsanız, anadilinizde daha da iyi bir yerde olmalısınız. Meslekî, dijital ( içinde sıfatlar, zarflar ve dolaylı anlatımlar kullanılmayan) vs. metinler değil deneme, hikâye, anı ve roman gibi eserleri okumak veya şu günlerde ülkemizde de yayınlanmaya başlayan ve sözü geçen türleri içeren sesli kitapları dinlemek anadilimizi geliştirir.

6. Dillerin sadece mantıkla açıklanabilecek bir yapıları yoktur: İnsanla yakından ilişkili ve sürekli bir birlikteliği paylaştıkları için, diller de insana benzerler. Yani her insanların her yaptığı şeyin salt mantıkla açıklanamayışı gibi, dilleri de sadece mantıkla açıklayamayız ve anlayamayız. Bazen, yapmamız gereken şey, bir idli veya yapısını olduğu gibi kabul etmektir. Başka bir tabirle her şeyin kökenini veya sebebini bilmemiz gerekmez, olduğu gibi kabul edip-kullanmak yeterlidir.

7. Asenkron öğrenmeye önem vermelisiniz: Öğretmeninizden kaynaklar isteyip, onun önerdiği sistemle yine öğretmen bağlı ama bir yandan da ondan bağımsız bir şekilde öğrenmeye devam edebilirsiniz. Sözgelimi öğretmeninizin tavsiye ettiği sesli dokumanları, otobüste, evinizde vs gibi yerlerde dinleyerek her yerde İngilizce öğrenmeye devam edebilirsiniz. Asenkron, yani öğretmene bağlı ama, bir yandan da öğretmenden bağımsız bir öğrenim süreci yaşayabilirsiniz. Özellikle taşıtlarda, mutfakta vs yerlerde geçen zamanınızı yabancı dil öğrenmek için "altın" değerinde fırsatlar olarak görün.

8. İngilizce öğrenmek, sadece bilgilenme süreci değil aynı zamanda bazı becerileri edinme sürecidir: Başka bir deyişler, at binmek, gitar çalmak veya araba sürmek gibi diğer becerilerde olduğu gibi, dille ilgili yazma, okuma, dinleme ve konuşma gibi becerileri edinmek zaman alır. Sabırlı olmalısınız. Sebatlı olmak hem tek çaredir, hem de size ummadığınız sonuçları getirir.


9.Bir dilde bütün becerileri değil, bir ya da bir kaç beceriyi edinmeyi hedefleyebilirsiniz: Sözgelimi İngilizce öğrenirken, ilk hedefiniz okuduğunuz metinleri anlamak, yani okuma becerinizi geliştirmek olabilir. Öncelik verdiğiniz beceri, dinlediğinizi anlmak da olabilir. Başka bri tabirle, bütün becerileri birden edinmeyebilirsiniz ve bu konuda bir öncelik sıranız olabilir. Özellikle konuşma becerisi zamanla gelişir. "Gurur" yapıp, "ya hep ya hiç" derseniz, başarısızlığa uğrayabilirsiniz. Bir dilde bir veya iki beceriye sahip olmak da, büyük bir kazanımdır.

10. Öğrenmekte olduğunuz dille-İngilizceyle duygusal bağ kurmanız gerekir: Bu dili, sizinle hedefleriniz arasında bir engel olarak değil, sizi hedeflerinize ulaştırabilecek olan bir köprü olarak görün. Sözgelimi bu dilin kullanıldığı ülkelerdeki kültür, hayat tarzı vs. hakkında bilgi almak, sizde bu dile karşı bir ilgi uyandırır. Yabancı dil insanlar gibidir. Ona nasıl baktığınızı hissederler ve aldığınız sonuçlar da ona göre olurlar.

11. Yabancı dil öğrenenler, bir tür başarının peşindedirler: “Başarı” diye nitelendirdiğimiz şeyler, genel akışın dışında, bazen tersine ve “doğal” görünmeyen şeyler oldukları için onları “başarı” kelimesiyle tarif ediyoruz. Özellikle bir yetişkinin bir yabancı dili, o dilin kullanıldığı ülke dışında öğrenmeye çalışması “doğal” bir çaba değildir. Yani çocukların yaptığı gibi, dil “doğal” bir süreçte ve yaşta öğrenme şansları yoktur. Bununla birlikte, yabancı dil öğrenme süreci görsel ve işitsel araçlarla bu süreç “doğala” yakın ve keyifli bir deneyim hâline getirilebilir.

12. Yabancı diller ve İngilizce vefasız veya nankör değildirler: Bu iddia, ilişkilerini beslemeleri gerektiğinin farkında olmayan veya göz ardı eden kişilerin ifadesidir. Bütün ilişkilerde ve becerilerde (arkadaşlık, enstrüman çalmak, iletişim kurmak, futbol oynamak vs) olduğu gibi İngilizce’de sizden ilgi bekler. Yeterince beslemediğiniz ve yine de size beklentilerinizi sağlayan herhangi bir ilişkinin varlığından söz edebilir misiniz? Dolayısıyla İngilizceyi öğrenip-paketleyemezsiniz. Her konuda olduğu gibi, onunla başlatmış olduğunuz bu ilişkinin bitmemesi için, bu birlikteliğinizi de besleyip-korumalısınız. Bu da hikâye kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek veya film seyretmek gibi çalışmalarla olur.

13. Gramer dilin iskeletidir, önemlidir, ama her şey değildir: Gramer bilgisi, dil becerilerinin anahtarı değildir. Daha çok sizi bu dil becerilerine götürecek olan metinleri, sesli yayınları, filmleri ve daha başka araçları anlayıp-çözmenize ve bu şekilde dili öğrenmenize hizmet eden bir “şifre çözücüdür.” Gramer, dil birikimimizi doğru bir şekilde yapılandırmamıza yardımcı olur. Dili öğrendiğiniz esas kaynaklar, ders kitaplarınız, sesli yayınlar, hikâye kitapları, filmler gibi araçlardır. Dil becerileri (yazmak, konuşmak, dinlediğini anlamak, okuyabilmek) gramer bilginizin çocukları değil, torunlarıdır. Bu becerilerin anne ve babası, hikâye kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek veya film seyretmek gibi çalışmalardır. Fakat, gramer çalışmak kodları çözmeniz ve cümleler kurmanız konusunda size büyük ölçüde zaman kazandırır. Gramer öğrenmeden de dili edinebilirsiniz, ama çok uzun zaman alır. 


14. İngilizce’nin Türkçe’den farklı bir dil olduğunu anlamalı: Her dil diğerlerinden farklıdır. Bir dil, başka bir dile benzemek zorunda da değildir. Bu durum çok normaldir ve bizde hayal kırıklığı uyandırması için hiçbir sebep yoktur. Dolayısıyla anadilinizle, öğrenmekte olduğunuz yabancı dili birbirine kıyaslamayınız veya benzetmeye çalışmayınız. İki dil her zaman örtüşmezler.

15. İngilizce düzensiz bir dildir: İngilizce “düzen” tutkunu olan kişilerin bazı beklentilerini boşa çıkarabilir: İngilizce dilbilgisinde kuralların bir sürü istisnası vardır. Sözgelimi telaffuzunuzu kolaylaştıracak olan düzenli kurallar yoktur. Ama bu durumu, bu dili çok dinleyip-okumakla aşabilirsiniz. Öğrenmekle birlikte, bilinçaltınızı kullaranarak, o dili edinmeye de çalışmalısınız. Bu konuda en büyük yardımcılarınız, hikâye kitapları, filmler veya sesli dokumanlardır.

16. Sadece öğrenmeye değil, aynı zamanda edinmeye de zaman ayırmalısınız: Bir dil parçasını veya yapısını, onu öğrendiğimizde değil, onu edindiğimizde, yani beynimiz ve kalbimiz onu kabullendiğinde kullanmaya başlayabiliriz. Bunun için de o dilde okumalar, dinlemeler vs yapmamız gerekir. Edinme süreci, zaman alan ve öğrenmekte olduğunuz dili sıkça duymanızı veya okumanızı gerektiren bir süreçtir. Başka bir tabirle, bu gün öğrendiğiniz bir kalıbı, hemen bugün kullanamayabilirsiniz, onu çok sık duymaya ve dolayısıyla zamana ihtiyacınız vardır.

17. Bir dili öğrenmek için onu mutlaka konuşmanız şart değildir: Bir dili onu konuşabildiğimiz bir ortamda öğrenmek keyiflidir. Ama böyle bir ortamda bulunmadığınız ve dili konuşamadığınız için, onu öğrenemeyeceğinize veya unutacağınızı düşünmeyin. Bir dili öğrenmenin veya onu zihinde korumanın bir sürü yolu vardır. O dilde kitaplar okuyabilir, sesli yayınlar dinleyebilir veya filmler seyredebilirsiniz. Bu şekilde de dil öğrenebilirsiniz ve öğrendiğiniz dil aslında sadece pratik yaparak dil öğrenenlerden daha da kaliteli olacaktır.

Yolunuz açık olsun.

-------------------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu
                           savassenel@gmail.com, savassenel@yahoo.com

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com
"Az Acılı ve Kalıcı İngilizce-Yabancı Dil Öğrenimi için Püf Noktaları" adlı Kitabın Facebook sayfası

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------